Görüp Göreceğiniz En Eski Göynük 1810

19 Ekim 1810(20 ramazan 1225) Tarihinde İstanbul’dan İran’a doğru yola çıkan Yasinci-zade Abdülvahhab Efendi mahiyetine tercüman olarak verilen Bozoklu Osman Şakir tarafından kaleme alınan‘’İRAN SEFARETNAMESİ’’adlı eserde İstanbul’dan İran’a seyehat ederken Üsküdar,Kartal,İzmit,Taraklı,Göynük, Mudurnu, Bolu,Köroğlu Çeşmesi,Gerede,Bayındır,Yol güzargahında seyehat etmiş;Gördüğü Yerleşim yerlerini Resmetmiş ve yaşadığı olayları İRAN SEFARETNAMESİ adlı eserde yazıya dökmüştür.
Osman Şakir gördüğü manzaraları,konakladığı evleri,tanıştığı kişileri ve seyehat sırasında karşılaştığı zorlukları ve sorunları anlatmıştır.Bozoklu Osman Şakir’in Minyatür Yazmaları 1810 yılının Göynük,Mudurnu,Bolu,Köroğlu Çeşmesi ve Gerede Yerleşimleri Hakkında çok önemli bilgiler vermektedir.

Göynük 1810 Yılı

Şakir Efendi Taraklı’dan konuksever bir yer diye söz eder. Buraların doğasını çok beğenmiş olmalı ki “dünyayı aydınlatan güneşin dağ ve ovaları aydınlattığından, vadileri parlak bir hale getirdiğinden, Her tarafa nur saçtığından ve bitki örtüsünün her tarafa güzel kokular yaydığından söz ederek bu duygularla Tireli tarafına gittiklerini anlatır.
Şakir Efendi Tirebolu olarak da adlandırdığı bu kentte Fatih Sultan Mehmet’in (1451-1481) kardeşi Süleyman Paşa’nın yaptırmış olduğu bir hamamın öyküsünü anlatır. Öyküye göre bu hamamın kubbesi ter saçarmış. Şehzade Süleyman Paşa Akşemsetdin Veli’ye giderek kubbenin ter damlatmaması için yardım ve dualarını rica etmiş. Akşemsetdin de Tanrı’ya dua edince kubbenin damlaması kesilmiş, terleme ve damlamalar tamamen yok olmuş. Şakir Efendi kendilerinin bu keramete vakıf olamadıklarını ancak orada aptes alarak Akşemsetdin ve Kadı Beyzavi şerhi yazarı Sudi Çelebi’nin türbelerini ziyaret ve dua ettiklerini ve daha sonra misafirhaneye geldiklerini ve burada rahat bir şekilde dinlendiklerini anlatır. Ertesi gün seher vakti yine Akşemsetdin’ i ziyarete gitmişlerdir. Şakir Efendi kentin resmini yaparken burada türbenin de tasvir edildiğini anlatır.

Mudurnu 1810 Yılı

Kafile buradan katırlara binerek yine aynı şekilde dağ, ova ve vadileri seyrederek sekiz saat sonra “Mudurnu denilen büyük köye” gelmiştir. Elçi Abdülvahap Efendi’ye Müftü Efendi ev sahipliği yaparken, Şakir Efendi’yi de Ayan Kethüdası konuk etmiştir. Şakir Efendi bu köyde ince bir sanat dalı olduğundan söz ederek çok ince iğne imal ettiklerini ve bu kadar küçük ve ince olan iğnelere nasıl delik açıldığına hayret ettiklerini ve bunu ilgiyle seyrettikten sonra misafirhaneye geldiklerini anlatır. Mudurnu’ nun resmini de bu şekilde yaptığından söz eder…

Şakir Efendi yine atlara binip iki kol halinde on iki saat gittikten sonra gece saat 04.00′de Gerede’ye Vardıklarını söyler. Burada elçiyi Müftü Efendi, Şakir Efendi’yi de “bir kibar insan” konuk etmiştir. Şakir Efendi havanın çok soğuk olduğunu ve ev sahiplerinin ne kadar ateş yaksa da ısınamadıklarını ve şiddetli dolu sesinden uyuyamadıklarını söyler. Şakir Efendi Gerede’nin ikliminden söz ederken “Gerede’nin kışı ünlü imiş.

Gerede 1810 Yılı

Kışın Gerede’ye gelen biri bu havalar nedeniyle havalar ısınıp güzelleşene kadar burada kalırmış” diyerek anlatılanları naklederek kasabada kardan başka bir şey olmadığını söyler.

Kaynak : Davut ÖZER

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.