Göynük Vakıfları ve Vasiyetleri

Osmanlı Dönemi Tahrir Defteri kayıtlarından alınma Göynük’te kurulan vakıf ve vasiyetler :
İslamda, hukuki bir akit olan vakıf, sevap işlernek amacıyla menkul ve gayr-ı menkul
mülk veya emlakın, dini, hayri veya sosyal bir amaç için sonsuza kadar tahsis edilmesidir.
Vakfedilen mülk, artık kişisel mülk olmaktan çıkıyor, yararı Allah’ın kullarına dokunmak
üzere, Allah’ın mülkü hükmüne giriyordu.
Türk vakıfları Şer’i kanuna bağlı olarak sosyal bir amaç doğrultusunda yapılmış bütün
girişimleri, bütün sosyal yardım işlerini içine alıyordu. Türkler, bu vakıflarda islami
prensipleri, kendi eski gelenekleriyle birlikte uyguladılar. Örneğin eski Türklerdeki şölen ve
han-ı yağma geleneği, bedava yemek dağıtan yerlerin yaygın olarak vakfedilmesiyle kendini
gösterdi.

Vakıf sistemi, Batıda da “Foundation” adı altında görülmektedir. Dolayısıyla vakıf,
islami bir kurum değildir. Ancak, islami bir niteliğe bürünmüş; kişi öncelikle Allah’a
daha yakın olabilme arzusuyla mülkünü vakfetmiştir.
Bununla birlikte, sosyal, kültürel ve ekonomik amacın güdüldüğü de görülmektedir.
Şehrin bütününü ilgilendiren her türlü hizmet; okul, kitaplık, cami, hastane, imaret, han, çeşme
v.b. vakıf kanalıyla yapılmıştır. Böylece bir görev yerine getirilirken ekonomik sorunlara da
kısmen çare bulunmuş oluyordu.
Osmanlı toplumunda vakıflar, dinsel bir kurum olmaktan çok, beledi niteliğe sahip sosyal
bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gerçekten de şehirlerin kurulup, gelişmesinde vakıflann büyük rolleri olmuştur.
Genellikle bir cami etrafında kümelenen evierden oluşan mahallelerdeki bu camiierin inşası ve
bunlara yapılan vakıflar, şehir ve kasabalann kurulmasında başlıca etken olmuştur.
Anadolu’da müslüman kültürün yayılmasından ·sonra, cami, medrese, hastane,
kervansaray gibi dinsel bir kurumun yaranna, toplumsal amaçlı olarak, islami vakıflar
kurulmaya başlandı.
Moğol istilasının Anadolu’da yarattığı güvensiz ortamda aileler, çocuklannın geleceğini
güvence altına alabilmek düşüncesiyle mülklerini vakfetme yoluna gittiler.Vakıf araziden vergi alınamaz, müsadere edilemezdi. Vakıf sahibi gelirinin
belirli bir miktanın kendisine ayınr, geri kalanını ise arzu ettiği bir kuruma vakfederdi. Bu
vakıf arazi babadan oğula geçerdi.
aileler, mülklerini vakfetmekle, onlan hukuki olduğu kadar siyasi açıdan da bütün saldınlara
karşı koruyor ve aile mülkünün parçalanmasını önlüyorlardı.
Anadolu’ya gelen Türkmenler ise uçlarda bulunan zaYiyelerin çevresine yerleşip bu
kurumlara ait vakıf gelirlerinden yararlanarak yaşamlarını sürdürdüler.
Türkmenlerin yanısıra Anadolu’ya çok sayıda gelen şeyh ve dervişlerin bir kısmı, gazilerle
birlikte “memleket açmakla” ve “futuhat yapmakla” uğraşmışlar; bir kısmı da uçlardaki
köylere, boş ve tenha yerlere yerleşerek, müridleriyle birlikte ziraat ve hayvancılıkla
uğraşmışlardır. Bunlann kurduklan zaviyeler sayesinde boş ve tehna araziler marnur bir hale
geliyordu. Bu zaviyeler, ordulardan daha önce sınır boylannda kurulmuş olduklanndan
fetihlerde akıncilara yol gösteriyariardı. Nitekim Göynük ve Yenice-i Taraklu’ya yapılan
akınlarda, Sakarya nehrinin geçidini Beş Taş (Beşiktaş) Zaviyesi Şeyhi göstermiştir.
Kısa sürede büyük bir impatorluk haline gelen Osmanlılann bu başansında vakıf
kurumlannın önemli rolü olmuştur. Fetbedilen ülkelerde sayısız vakıf teşkilatı kurularak, bu
teşkilatiann masraflarını karşılamak amacıyla da fetbedilen topraklann bir kısmı
vakıflaştınlıyordu. Bu vakıflar sayesinde, Türk göçmenler yerleşlikleri bölgelere Türk
kültürünü taŞıyorlardı.
Vakıf sistemini Selçuklulardan devr alan Osmanlılar, onu iyice mükemmelleştirdiler.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Anadolu Eyaletinde çok sayıda cami, mescid, medrese,
zaviye, imaretbane, han ve kervansaray vakıf yoluyla kuruldu.

Bir taraftan din! ve ilmi kurumlan yaşatmak ve devamlılığını sağlamak, diğer yandan
insanlara muhtaç olduklan başka hizmetleri sunmak; onlann vergi mükellefiyetierini
karşılamak, fakir ve muhtaçlan doyurmak, hasta insan ve hayvanlan tedavi etmek, şehri temiz
tutmak gibi sosyal amaçlarla kurulmuş olan vakıflann, Osmanlı sosyal yaşamında önemli
rolleri olmuştur.
Osmanlı Devletinde vakıfların çoğunu zirai gelirler oluşturuyordu.
Mevcud ve mahsul veren topraklann, bölgelere göre% 20-30’unun vakıf olması da bunu
göstermektedir. Para ve bina gelirleri ise daha az bir paya sahipti.
Kurucusunun kimliğinin ve vakfın kurallannın yazılı bulunduğu belgelere “vakfıye”
deniyordu. Bunlar şahitlerin huzurunda düzenleniyor ve mahkeme kütüğüne geçiriliyordu.
Burada, vakfı kuran kişinin adı, sanı, vakfedilen mal veya paranın cinsi, mikdan, elde edilecek
gelirle ne yapılacağı gibi konular yazılı bulunuyordu.
Devlet topraklarının vakfa çevrilmesi, devlet gelirlerinin mültezimlerin eline geçmesi ve
mültezimlerin kötü uygulama ve suistimalieriyle bozulan toprak düzeni vakıflann da işleyişini
bozınuş, dağılmasında etken olmuştur.

GÖYNÜK’ÜN VAKIFLARI

Kentteki Vakıflar
Kentteki vakıf eserler cami ve mescidler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu vakıf eserlerin
tarih ve sosyoloji açısından büyük öneme sahip bulunan vakfıyeler,genellikle kağıt veya
deri üzerine nadiren de taş üzerine yazılmıştır.
akarları ise hamam, değirmen, bağ yeri, önceden mülk olan ancak daha sonra cami veya
mescid yaranna vakfedilmiş bulunan toprak parçaları, çiftlikler, bahçeler, evler, dükkan
gelirleri, para vakıfları oluşturmaktadır.
Kentte bulunan vakıf eserlerinin bazılarının gelirleri kent dışındadır. Buna güzel bir örnek
olarak Süleyman Paşa Camii’ni gösterebiliriz. Bu caminin, kentte hiç vakfı bulunmamaktadır;
tüm gelirini kırsal kesimdeki vakıflar oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, XVI. yy başlarında, Göynük kentinde bulunan vakıf sahiplerinden avarız
talep edilmesi dikkat çekicidir. Kentteki vakıf sahiplerinin şikayeti üzerine, İstanbul’dan
Göynük kadısına bir Hükm-i Şerif gönderilmiştir. Bu Hükm-i Şerifde, atadan beri “ehl-i
berat” olup vakıf tasarruf edenlerin, eğer ellerinde avarız alınabilecek yerleri yoksa kanuna
uygun olarak, bunlardan avanz alınmaması gerektiği bildiriliyordu.

Kentte bulunan vakıf gelirleri şunlardır:
Osmanlı Devletinde para vakıfları Fatih Sultan Mehmed zamanında başlamıştır. Ancak
daha önce de yeniçeri kışialarında bulunan ve “yardım sandığı” olarak anılan sandıklardaki
paralar faize veriliyordu. Ayrıca esnaflarui da kendilerine özgü sandıklan vardı. Bu yardım
sandıkları faizli borç verme kurumlarına öncülük etmiştir. Önceden beri, halkın etrafında
toplandığı mahalle ve caminin bir “avarız akçesi sandığı” bulunurdu. Bu sandığın sermayesini
hükümet ve belediye değil, bir daha geri almamak üzere halktan kişilerin verdiği paralar
oluştururdu. Verilen paralar nemalandınlarak, faizinin bir kısmı, mahallenin işlerine bir kısmı
da ibadethanelerin ihtiyaçlanna, fakir ve muhtaç kişilere ayrılırdı. Görüldüğü gibi Osmanlı
Devletinde “rıbh” veya “faide” olarak adlandırılan faiz, Kur’an’daki kat kat faizi ifade eden
“riba”dan ayn olarak düşünüldüğünden, paranın vakfedilmesinde şerri bir sakınca
görülmemiştir.

a. Hamam ve Değirmen
Nefs-i Göynük’de günlük 16,5 akçelik geliri olan bir hamamın bulunduğu ancak daha
sonra bu hamamın harab olduğu ve yerine çifte hamam inşa edildiği ve giderlerinin vakıf
gelirinden karşılandığı Kirmasti Defterinde kayıtlıdır. Ayrıca yine aynı defterde, iki değirmenin
olduğu ve bunlardan birinin nazırın tasarrufunda bulunduğu kayıtlıdır. Köhne Defterde
ise sözedilen hamamın yine günlük 16,5 akçe üzerinden tasarruf edildiği ve değirmenin de
halen nazırın tasarrufunda bulunduğu kayıtlıdır.
Kanuni Dön. II. Selim Dön.
Hamamın yıllık geliri 5940 5940
Değirmenin yıllık geliri 800 800
Yaklaşık 2 dönüm olan harab
bağ yeri 20 20
Sözedilen Camii’nin mukata’aya
verilen eski hamam yeri 10 10

Vakfın gelirlerinde Kanuni Döneminden II. Selim Dönemine gelinceye kadar herhangi bir
değişiklik olmamıştır.
Mütevellilerin vakfa ait işlerini kontrol eden, mütevellilerden daha yüksek dereceli
görevliyenazır adı verilirdi.
Yeni bir tahrir yapılacağı zaman İlyazıcı o bölgeye ait bir evvelki Tahrir Defterini de
beraberinde götürürdü. O tahrirden bu yana meydana gelen değişiklikler, gerekli açıklamalarla
yeni tahrire kaydedilirdi. Tahrir sona erdikten sonra bir evvelki defter “Atlk”, yenisi ise “Cedid”
adıyla anılırdı. Tahrir bir daha tekrarlarursa Cedidled, Atlk; Atlkler de “Köhne” adını alırdı

b.Akşemseddin’in Vakıflan
Gerçek adı Şeyh Mehmed Şemseddin bin Hamza. olan Akşemseddin, giysilerinin
renginden dolayı bu adla anılmıştır. Şahabeddin Suhreverdi’nin soyundan gelen Akşemseddin
Şam’da doğdu. İlköğrenimini Amasya’da gördükten sonra Hacı Bayram Veli’den el almak üzere
Ankara’ya geldi. Hacı Bayram Veli’nin ölümünden sonra ondan esinlenerek “Bayramiye
Tarikatı”nı kurdu. Kendisi de Bayramiye’ye bağlı olan II.Murad onu Edirne Sarayına çağırarak
oğlu II.Mehmed’in eğitimiyle görevlendirdi.

İstanbul kuşatmasına katılarak, yaptığı konuşmalada askerin moralini yükseltti.
İstanbul’un alınmasından sonra gördüğü bir düş sonucu, Bıneviler döneminde Arap ordusunun
İstanbul’u kuşatması sırasında (668), şehit düşen ve peygamberin yakınlanndan olan Ebu
Eyyub el-Ensari’nin (Eyüb Sultan) mezarını bulduğu ileri sürülmektedir.

Akşemseddin İstanbul’un alınışından sonra bir süre sarayda kaldı. Fatih Sultan Mehmed
tarafından önce vezirliğe daha sonra da sadrazamlığa atanan Sinan Paşa’nın, özellikle
tasavvufa karşı çıkanların kışkırtmalan sonucu, görevinden alınarak hapsedilmesi üzerine
Akşemseddin de dahil olmak üzere İstanbul uleması ayaklanarak, Sinan Paşa’nın hapisten
çıkarılmaması halinde bütün kitaplarını yakınakla ve devleti terk etmekle padişahı tehdit ettiler.
Bunun üzerine Sinan Paşa hapisten çıkarılarak, kadılık ve müderrislik göreviyle Sivrihisar’a
sürüldü. Akşemseddin de İstanbul’dan ayrılarak Göynük’e geldi. Akşemseddin’in Göynük’ü
seçmesinin nedeni II.Murad nişanıyla kendisine burada mülk verilmiş olmasıdır. Bir daha
İstanbul’a dönmeyen Akşemseddin Göynük’de ölmüştür. Ölümünden 5 yıl sonra,burada
kendisine altıgen planlı taştan bir türbe yapılmıştır. Türbe halen ayaktadır.

Akşemseddin’in tıp ve tasavvufla ilgili çalışmalan vardır. Tıpta sağlığın korunması, ilaç
yapımı v.b. konular üzerinde dunnuştur. Bu alandaki en önemli eseri Maddet al-hayat’dır.
Akşemseddin’in ikinci kurucusu olduğu Bayramiye Tarikatı dolayısıyla ünü oldukça geniş bir
alana yayılmış ve etkisi çağlarca sünnüştür. Tasavvufla ilgili olarak Arapça yazılmış olan
Risaletü’n-Nuriyye ve Def-i Matain adh eserleri önemlidir. Tasavvufla ilgili risaleleri de
bulunmaktadır. Ayrıca “Şemsi” mahlasıyla şiirler de yazmıştır.
Akşemseddin’in vakıflarının bir kısmı kentin dışındadır. Ancak bütünlük sağlanması
açısından kırsal kesimdeki vakıflar da burada gösterilmiştir.

Akşemseddin, Göynük kentinde iki değirnen ile caminin yakınındaki bir parça yeri
“tarik-i şira” ile mülk edinerek vakfetmiştir. Ayrıca Gölözü Mezrasında bulunan Yorgi
Çiftliğini de vakfetmiştir. Vakfın mutasarrufları ise oğullan Sadullah Çelebi, Fazlullah,
Emrullah, Mehmed ve Nasrullah’dır. Bu şekilde mutasarnflık hakkı babadan oğula geçerek
devam etmiştir.
Yine, Gölözü’ne bağlı bulunan ve Papasoğlu yeri olarak bilinen yerin, Şeyh Şemsüddin’in
oğlu Sadullah Çelebi’nin eşi Hafsa Hatun’un “tarik-i Şira” ile mülkü olduğu kayıtlıdır. Hafsa
Hatun öldükten sonra bu yerin mülkiyeti oğlu Mevlana Abdülkadir Çelebi’ye geçmiştir.

c. Mescid Vakıflan
Kanuni Sultan Süleyman Döneminde düzenlenen tahrirde üç mahalle mescid adıyla
kayıtlıdır. Bunlar Mescid-i Yayabaşı İlyas, Ali Beğ Mescidi ve Mescid-i Mukbil’dir. Bu
mahallelerden ilk ikisinin diğer adı Babaylar’dır. Ak-Sunkur olarak geçen üçüncüsü ise,
II.Selim Döneminde düzenlenen tahrirde tek isim altında Mescid-i Şıhlar olarak geçmektedir.
Yine bu tahrirde Mahalle-i Mu’arrif, Mescid-i Muarrif olarak geçmektedir.
Genellikle mahalleler mescidlerin etrafında oluşmuş ve onların adıyla anılmıştır.
Mescidlerin bazıları, onları yaptıranların ismiyle anılmış; o mescid çevresindeki mahalle de bu
adı almıştır.
Mahalle aralarında bulunan, küçük mabed niteliğindeki bu mescidler ahşaptan yapıldığı
için günümüze kadar ulaşamamıştır.
Mahalle halkımn tahsis ettiği vakıflarla, mescidlerin ihtiyaçları ve orada görevli
bulunanların maaşlan karşılanmıştır.

Kadrosu en az, imam, müezzin ve farraştan ibaret bulunan mescidlerin gelir kaynaklarım
oluşturan vakıflar, mahallenin ekonomik durumuna göre değişiklik gösteriyordu. Mescidin halı,
kilim v.b. ihtiyacı, burada namazı kılınan cenazeterin aileleri tarafından yapılan bağıştarla
karşıtamyordu.T.D. Nr. 166.

(i) Yenice-i Mescid: Bu vakıf, Yenice mahallesinin vakfıdır. Mescidin imamının Mevlana
Muhiddin olduğu kayıtlıdır.
1. Hamza oğlu Mustafa adlı bir kişi şehir civannda Müezzin-yeri olarak bilinen yerin
yakınında iki mudluk mülk yerini sözedilen mescide “cihet-i imamet” için vakfetmiştir. Eski
imam, yılda bir hatim için, bir vakıf dükkarun gelirini tasarruf etmektedir. Köhne defterde
sözedilen dükkanın imam Mevlana Muhiddin’e sadaka olunduğu ve elinde Sultan Bayezid’den
heratı bulunduğu kayıtlıdır. Atik Defterde ise, eski durum üzerine, bu yerlere, imam olaniann
mutasamf olduğu ve gelirinin 21O akçe olduğu kayıtlıdır.

2. Sevindik oğlu Ömer adlı bir kişi de, bir parça mülk yerini (128) imamlık hizmeti için
sözedilen mescide vakfetmiştir.

3. Yine aynı kişi, Göl-özü’ndeki bir parça yerini; imamı.n, vakıfın ruhu için yılda bir hatim
indirmesi gayesiyle vakfetmiştir.

4. Duman Beğ adlı bir kişi de Nefs-i Göynük’deki iki mülk dükkanını imamlık hizmeti için
sözedilen mescide vakfetmiştir.

5. Balışi Beğ adlı bir başka kişi de Nefs-i Göynük’deki iki mülk dükkanını aynı gayeyle
vakfetmiştir.
6. Dursun adlı bir kişi de yine bir mülk dükkanını vakfetmiştir.T.D. Nr.453.
Bu mülk yerin “Tenaşir”(?) olarak geçen yerle bağlantılı olduğu kayıtlı olmakla birlikte,
Tenaşir olarak geçen yerin nerede olduğu kesin olarak belirtilmemiştir.

7. İsmail kızı Safiye adlı bir bayan Nefs-i Göynük’deki bir mülk dükkanını imamlık hizmeti
için Yenice Mescidine vakfetmiştir.

8. İnece oğlu Hamza adlı bir kişi de yine müezzin yeri olarak bilinen yeriri yakınlarında
bulunan bir parça yerini imamlık hizmeti için vakfetmiştir.

(ii) Çeşme Mescidi:
1. Göynük’e bağlı, Hisar-özü’nde bir çiftlik yer, Esredik karyesinde Kayı Şeyh yeri olarak
bilinen yer ile mescid yakınındaki dört dükkan ve bir bostanlığın Çeşme Mescidinin vakıflan
olduğu kayıtlıdır.

Masraflar:
Ramazan ayında bir hatim indirnek şartıyla çiftiikierin gelirinin üçte ikisi ile bir dükkan
imamın, gelirin üçte biri de müezzinin tasarrufundadır.
2. Çeşme Mescidinin yakınındaki bir ev içindeki hizmetiileriyle birlikte vakf-ı hadistir.
3. Mescidin aydınlatılması için, Nefs-i Göynük’deki bir bağ, Kazancı Tanrıvenniş tarafından
vakf-ı hadistir.
4. İmamla müezzinin tasarruf etmesi için, sözedilen mescidin yakınındaki bir dükkan Hacı Ali
adlı bir kişi tarafından vakf-ı hadistir.
5. Nefs-i Göynük’de Hacı Resul adlı bir kişi, bir dükkan ile 500 akçe vakfetmiştir. Dükkanın
kirasından ve 500 akçenin gelirinden sağlanan paranın 90 akçesi imam ile müezzine yılda bir
hatim indirmeleri için, kalan paranın yansı mütevellilik hizmeti, diğer yansı da vakıf
yaranna ayrılmıştır.
6. Yine Nefs-i Göynük’de Mustafa oğlu Pin, mescidin aydınlatılması için, 500 akçe
vakfetmiştir.
7. Nefs-i Göynük’de yine aynı amaç için Polad oğlu Üstad Ahmet, bir dükkan vakfetmiştir.
8. Nefs-i Göynük’de İlyas oğlu Hacı Musa da vakfın aydınlatılması için gerekli yağın
sağlanması amacıyla bir dükkan vakfetmiştir.
9. Nefs-i Göynük’deki Çeşme Mescidi Mahallesinde Yakub oğlu Mustafa adlı bir kişi iki evi
bahçesiyle vakfetmiştir. Yıllık gelirden 18 akçesi “çerağ yağı” için, 12 akçesi “çerağ uyaran”
için harcanması geri kalanın ise evlerin yaranna ayniması istenmiştir.
10. Nefs-i Göynük’de Abdullah kızı Şahl Hatun adlı bayanın Çeşme Mescidi imarnma her yıl,
kendi ruhu için bir hatim okumak üzere 300 akçe vakfetmiştir.
11. Şehir civannda Bahşayiş oğlu Seydi Ali Fakili adlı kişi Usul-oğlu mezra’asmdaki buçuk
mudluk mülk yerini, bu kişi Usul-oğlu mezra’asındaki buçuk mudluk mülk yerini, buçuk mud
buğday ile, imamlık hizmeti için, Çeşme Mescidine vakfetmiştir.
12. Nefs-i şehirde, Karagöz oğlu Ahmed, Çeşme Mescidinin imarnma 500 akçe vakfetmiştir.
Bu 500 akçenin “nbhını” imam olaniann tasarrufuna bırakmıştır.
13. Nefs-i şehirde, İshak oğlu Hacı Halil, bir dükkfuı ile 500 akçe vakfetmiştir. İmam elde
edilen gelire, her sabah bir “Aşır-ı Kur’fuı” okumak şartıyla mutasamfdır.
14. Nefs-i şehirde, Gökçe oğlu Hasan’ın evinin yakınındaki bahçe mesciddeki görevliler için
vakfedilmiştir.
15. Nefs-i şehirde, Ebri oğlu Mustafa, mescidin müezzini için bir dükkan vakfetmiştir.

d. Sonradan Kurulan Vakıflar
(i) Hacı Pir Ahmed Vakfı: Nefs-i Göynük’deki Yayabaşı Mescidi Mahallesi için, hanc-ezdefterden

1. Değirmen-özü’nde iki kıta yer,
2. Alişar’da bir kıta yer,
3. Ve nakid, 300 akçe.
Sonradan kurulan vakıflar için bkz.Meriçli,s.578 v.d.
Tahrir ve Tevzi sırasında, bazı köyler ve mezra’alar yanlışlıkla kimseye tahsis
edilmediğinde, İcınal ve Mufassal Defterlerde de yazılı olmayacağından tahrir dışında kalır.
Tahrir ve Tevzi tamamlandıktan sonra bazı köylerin ve mezra’aların sınırlarının dışında, hiçbir
yere ve kimseye aid bulunmayan bu yerler ile birlikte; bozkır, ormanlık, dağlık ve tepelik
yerlere gelen göçmenler, buralara yerleşerek mezra’a veya köy oluştururlarsa, bu mezra’a ve
köyler de “Haric Ez Defter” olarak kaydedilirdi. Yeni bir tahrir için İl Yazı cı gelinceye kadar
Mevkufat Eminleri tarafından hazine adına bu yerlere el konularak, Haric Ez Defter’dir diye
isteyenlere dirlik olarak verilebilirdi.
Yukanda sözedilen mezraların geliri, Yayabaşı Mahallesi Mescidinin imamı, yılda dört
hatim indinnek üzere mutasamfdır. Aynca, her gün vakıfın ruhu için Yasin Suresini
okuyacakdır.
Alişar’daki mezranın geliri ile sözedilen Mescidde iki mum yakılacak ve kalan miktar
mescidin yaranna aynlacaktır.
· Aynca yukanda sözedilen 300 akçenin faizine mescidin aydınlatılmasıyla görevli olan
kişi mutasamf olacaktır diye vakfıye’de şart koşulmuştur.
(ii) Hasan Vakfı: Nefs-i Göynük’deki bu vakfın gelirleri arasında;
1. Göynük yakınındaki, Göl-özü’nde bulunan zemin-i Bağburnu ve Köpri-başı,
2. İki kıta bahçe,
3. Sözedilen yerde, 1/6 hisse değirmen yer almaktadır.
Vakfıye-i Şeriyye’de, bu yerlerin gelirlerinin vakıf sahibinin oğuHanna ve oğullannın
oğuHanna aynldığı; neslin son bulması durumunda ise ulemaya verilmesi şartı getirilmiştir.
(iii) Mazlume Hatun Vakfı: Göynük’deki bu vakfın gelirleri ise;
1. Nefs-i şehirdeki Zemin-i Mazlume,
2. Benefşe (Menekşe) Bağı olarak bilinen bir kıta bağ,
3. Benefşe yeri olarak bilinen bir kıta yer.

Mazlume Hatun, bu arazileri, üzerindeki meyve ağaçlanyla birlikte Hanife Hatun ve
Han-zade Hatun’a vakfetmiştir. Bunlann ölmesi durumunda oğullan vakıf gelirinden
yararlanabileceklerdir. Soylan tükendiğinde ise Cami-i Şerif imaını mutasamf olacakdır.
Vakfıye-i Şerriyye’de her mutasamf olanın her yıl 12 Yasin suresi okuması şart koşulmuştur.
Görüldüğü gibi kentte oldukça çok vakıf bulunmaktadır. Cami ve mescid vakıflannın
yanısıra çok sayıda para vakıflannın olması dikkat çekicidir. Para vakıflannda, vakfedilen
paranın faizi herhangi bir kuruma tahsis ediliyordu. Dolayısıyla faiz, bir islam devleti olan
Osmanlı Devletinde hayır amaçlı olarak kullanılabiliyordu.
Diğer taraftan kentte bayaniann kurduğu vakıflara da yaygın olarak rastlanmaktadır.
Bunlar daha çok ricalin eş ve kızlan konumundaki varlıklı hanımlardı.
Şehirdeki vakıf gelirleri arasında dükkaruar da büyük yer tutuyordu. Gerek dükkaniardan
elde edilen gelir, gerekse dükkan kiralan, çeşitli hayır kururulanna tahsis ediliyordu.
Oluşturulan vakıflar cami ve mesciddeki masrafların ve imam ile müezzinin maaşlannın
karşılanmasına yönelik olduğu kadar vakıfın ailesine yönelik de olabiliyordu. Hatta örneklerini
gördüğümüz gibi, vakıf kendi ruhu için her yıl bir hatim indirilmesi veya hergün bir Yasin
Suresi okunınası için vakıf kurmuştur. Bu tür vakıflarda ölümden sonraki hayata yönelik bir
fayda sağlama çabası göze çarpmaktadır. Bunun yanısıra öksüz, muhtaç ve fakirierin her türlü
ihtiyaçlannın karşılanmasına yönelik vakıflar da mevcuttu. Toplumsal gayeler güden bu tür
vakııflar oldukça yaygındı.
Vakıf kurumunda, herşeyin inceden ineeye hesaplanması da üzerinde durulması gereken
bir konudur. Örneğin bir mesciddeki görevlilerin ihtiyaçlannın karşılanmasından, mescide
gerekli halı, kilim v. b. şeylerin sağlanmasına, mescidin aydınlatılmasına, aydınlatma işinde
görevli kişiye, mescidde vakıfın isteği doğrultusunda inditilecek hatime ve okunacak dualara
kadar herşey aynntılanyla belirlenmiştir. Herhangi bir hayır kunimuna vakfedilen akarlann

yıllık gelirleri hesaplanarak, o kurumdaki görevlilerin yaptıklan işlerin önemine göre bu gelir
onlara ince bir hesap ile pay edilmiş, mütevelli ve nazınnda nasıl davranmalan gerektiği
vakıfnamelerde belirtilmiştir.

2-Kırsal Kesimdeki Vakıflar
a. Cami Vakıfları
(i) Süleyman Paşa Camii
1. Eski-hisar köyü, Süleyman Paşa nişanıyla, kentteki cami için vakfedilmişdir. Daha
sonra bu cami harab olmuş ancak onarılarak imaret haline getirilmiştir.
Kanuni dönemi tahririnde burada, hariçten tarım yapılan resimli yarım çiftlik yerin
olduğu kayıtlıdır.
T.D. Nr.453. Defterlerde kayıtlı olduğu halde, sahibi tarafından işletilmeyen topraklann,
dışarıdan bir başkası tarafından vergileri ödenmek suretiyle, bir ek gelir elde etmek amacıyla
işletilmesi “hariçten ziraat” olarak nitelendirilmektedir.
Resm-i ganem 30
Asiyab der karye-i Eski-hisar ı aded,galle 2 müd
Za’fran ıo
Meyve
Ceviz
ı o
23
Tayyarat(135) ıo
Yekı1n(ı36): 368ı

3. Hacılar Köyü de sözedilen camiye Süleyman Paşa tarafından vakfedilmiştir. Mevlana
Şeyh Fazlullah Çelebi’nin camide hatiplik hizmetini yerine getirdiği ve Sultan Selim’den nişan-ı
hümayunu olduğu kayıtlıdır.
Hane: 1 Bennak: ı Hasıl:550
Tayyarat: Miktan belirli olmayan gelirler için kullanılan bir tabirdir. Eyalet valileriyle
Sancak Beylerinin idareleri altındaki yerlerde bulunan halkdan aldıklan hasılata da “tayyarat”
deniliyordu. Tahsiliye, cinayet işleyenlerden alınan cerime, Voyvodalarla, aşiret beylerinin
verdikleri vergi ve hediyelerden ve bazı vergilerden oluşuyordu. Köydeki gelirler defterdeki yekı1nla birbirini tutmamaktadır. Bu da hınta, şa’ir ve
asiyabdan sağlanan gelir miktannın bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.
Bu köy Süleyman Paşa tarafından vakfedildiğinde, Seğid Çiftliği ile Oruz Çiftliği
dışındaki yerlere Mevlana Hatib Bali ve kardeşi Hatib Ahmed mutasamf olmuşlardır. Bali
öldükten sonra ise oğlu Hamza ile Hatib Ahmed birlikte tasarruf etmişlerdir. Daha sonra
Hamza da ölmüş hissesi Mevlana Receb’e sadaka olunmuştur. Mevlana Hatib Ahmed de ölünce
hissesi oğlu Pir Mehmed’e kalmıştır. Köhne Defterde ise bu görevi tek başına Mevlana
Fazlullah Çelebi’nin yerine getirdiği kayıtlıdır (T.D. Nr.453).

4. Değirmen-özü’ndeki Göynüklü mülkü içindeki iki çiftliğin önceden beri cami vakfı olduğu
ve vakfı yet üzere tasarruf edildiği kayıtlıdır ( 13 8). H asıl: 21 O

5. Boyaluca Mesra’ası da yine Süleyman Paşa tarafından camiye vakfedilmiştir. Ahi
Timurhan oğullarından Mehmedi ve Musa’nın kiralama yoluyla mutasarnf olduklan ve 5 mud
tahıl verdikleri Kirmasti Defterinde kayıtlıdır. Köhne Defterde ise, camiye müezzin olanlarm
gördükleri hizmet karşılığında mutasarnf olduklan; Müezzin İshak Fakih’in bu görevi yerine
getirdiği, Sultan Bayezid’den nişanı olduğu ve gelirin 300 akçe olduğu kayıtlıdır. Daha sonra,
Boyaluca Mezraasını Ahi Timurhan oğlu Seydi tasarruf etmiş ve yılda 5 mud tahıl vermiştir.
Ancak elinde bulunan beratın, eski heratlara uymadığı kayıtlıdır. Ahi Timurhan oğlu Seydi
öldükten sonra oğullan mutasarnf olmuşlar ve 5 mud tahıl vermişlerdir. Daha sonra da
müezzin Mevlana İbrahim Fakih tasarrufuna geçmiştir.

6. Karaağaç Mezra’asında Osmanoğullannın oturduklan yer, camiye vakfedilmiştir.

7. Gölcük’de Bahsayiş Çiftliği Süleyman Paşa tarafından vakedilmiştir. Kirmasti Defterinde
Mevlana Hatib Bali ve kardeşi Ahmed’in tasarrufunda bulunduğu kayıtlıdır. Daha sonra
Hacılar karyesinin ayrıntılan ile yazılması sırasında ortaya çıkan durum üzerine Mevlana
Recep Fakih, Bali oğlunun hissesine, Pir Ahmed de babasının hissesine mutasarnf olmuşlardır.
Bunlar hatiplik hizmetini nöbetieşe yerine getirmişlerdir. Daha sonra ise Mevlana Şeyh
Fazlullah Çelebi tek başına mutasarnf olmuştur.

8. Öz-viran Mezra’asında bir çiftlik yer Göynük Hatibi Mevlana Alaüddin’e vakfedilerek
“ma-takaddümden vakıf imiş” şeklinde geçen ve çok rastlamlan bu tür yerler
Süleyman Paşa nişanıyla yine vakıf üzere bırakılmıştır. Bu tür yerlerin Osmanlılardan önce
Beylikler Döneminde vakıfhaline getirildiği açıktır T.D. Nr.453.
Defter-i Çakır’da, “Şer’le teftiş olunuh vakıf idüği sabit oldu, haric-ez-defter” diye
kayıtlıdır. Ancak burası daha sonra yine tartışma konusu olmuştur. Bunun üzerine Geyve
Kadısı tarafından incelenerek Yayabaşı’na hüküm gönderilmiştir .. Hasıl ise yazılı değildir (T.D.
Nr.453).

hükm-i hümayun verilmiş; daha sonra onun neslinden Hatib Bali ve kardeşi Hatib Ahmed
ortaklaşa tasarruf etmişlerdir. Bali öldükten sonra hissesi oğlu Hamza’ya verilmiş, Hamza da
ölünce Hatib Ahmed tek başına mutasamf olmuştur. Sultan Bayezid’den hükm-i hümayunu
olduğu kayıtlıdır.
Sözedilen mezra’anın vakfıyetme Fatih Sultan Mehmed’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın
hükm-i şerifleri vardır. Ancak Kanuni’nin heratında “Mevlana Alauddin’e vakf-ı evHid” diye
yazılı dir.
Hatib Ahmed de ölünce mezra’a, vakf-ı evladlık üzere Pir Mehmed’e sadaka
olunmuştur. Daha sonra evladından Hacı Mehmed oğlu Hamza, Mehmed oğlu Mahmud, Plr
Ahmed oğlu Mustafa ve Ali Bali kızı Fahriye mutasamf olmuşlardır.
Hasıl:220
Cami vakıflannda mutasamf olanlar ve görevleri:
I. Mevlana Fazlullah Çelebi,
hatib
2.Hacı Bali, imam
3.Muharrem Fakili ile İbrahim,
el-ma’ruf
4.Mevlana İbrahim, müezzin
5.Bali, nazır
6. Cihet-i Kayyum ve revgan-ı
sira’
Fıyevm
2 akçe
2 akçe
Fı sene
hınta 6 mud
hınta 6 mud
ı akçe galle 5 mud
ı akçe galle 5 mud
– Asiyab-
0,5 akçe galle 3 mud
VakıfGelirinden Yararlanan Diğer Kişiler:
(14ı) T.D. Nr.453.
Tablo- V78
Tablo-VIFıyevm
Fı sene
ı .Mahmud Fakili veled-i Mehmed
2.Seferşah Fakih veled-i
rub’ galle 5 mud
Mehmed n im
3.Abdi veled-i Mehmed rub’ galle 5 mud
4.Mahmud Fakili veled-i Mehmed galle 5 mud
5.Mevlana Hacı Pir veled-i
Hamza rum
6.Mahmud ? veled-i Mahmud
Fakih galle 5 mud
7.Mehmed Fakili veled-i Hamza galle 5 mud
8.Receb veled-i Bali galle 5 mud
9.Mevlana Hacı İbrahim veled-i
Hacı Hüdaverdi ı galle 4 mud
ıo.Mahmud Fakili veled-i Mehmed galle 5 mud
lLSinan veled-i Hamza galle 5 mud
ı2.Musa Fakili veled-i İsa galle 5 mud
l3.Hızır(?)Fakili veled-i Hacı
Hamza nim
14.Plr Mehmed veled-i Hızır
B ali galle 5 mud
ı5.Mustafa veled-i Hızır Bali galle 5 mud
ı6.Mevlana Alaüddin veled-i
Himmet Fakih ı
17.Ebubekir veled-i Himmet
Fakih n1m
18.Hacı Mehmed veled-i Mustafa ı
19.Hacı Ramazan veled-i Hacı
Yakub galle 5 mud
20.Davud Fakili veled-i Murad
Fakili ı
2l.Mehmed veled-i Mahmud ı
22.Mevlana Zarifı ı galle 8 mud
Aynca yıne kentte bulunan Süleyman Paşa Camii için, Derviş Beğ adlı bir şahıs
24.000 akçe vakfetmiştir (142). Bu 24.000 akçenin faizinden elde edilen gelirin nerelerde
kullanılacağı vakfıye de şöyle belirlenmiştir;
1. Süleyman Paşa Camiinde, sabah namazından sonra her gün bir cüz okuyarak ayda bir
Bu vakıf, Meriçli, s.587 v.d.’da sonradan kurulan vakıflar adı altında gösterilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’i hatim etmek için 540 akçe aynlmıştır. Cüzlerin okunınası için de Seyyid
Hüseyin oğlu Seyyid Mehmed’in oğullanndan “ehl-i Kur’an” olanlar nesilden nesile
görevlendirilmiştir.
2. Seher zamanı, Süleyman Paşa Camii’nde Rusrev Halife tarafından Yasin-i Şerif
suresinin okunınası için 200 akçe aynlmıştır. Rusrev Halife’den sonra bu göreve oğullanndan
ehl-i Kur’an” olanlar devam etmiştir.
3. Viikıfın oğlu Mehmed’in mezannda sabah namazından sonra Pazartesi günü
Peygamberimizin ruhu için, Cuma günü vakıfın oğlu Mehmed’in ruhu için, diğer günlerde
vakıf için ve her gün Tebareke Suresi ile İhlas Suresi Ak-Şemsüddin’in ruhu için ve üç defa
İhlas Suresi de viikıfın ruhu için okuyana 180 akçe;
4. 200 akçe, kızkardeşi Sultan Hatun’un ruhu için her gün Yasin Suresi okuyana,
5. 50 akçe, Sultan Hatun’un ruhu için yılda bir Kur’an-ı Kerim hatim edene,
6. 500 akçe, Nefs-i Göynük’de zekat alabilecek, fakir 50 kişiye IO’ar akçe pay edilerek
verilmesi için,
7. 300 akçe, Nefs-i Göynük’deki öksüz, fakir ve muhtaçlara gerekli olan elbiseterin mütevelli
tarafından alınması için,
8. 100 akçe, Nefs-i Göynük’de atasının yaptığı tekkenin yaran için,
9. Vakfın gelirinin işletilerek elde edilen faizi masraflar için harcayan kişiye, Kur’an
okuma hizmeti olarak 31 O akçe ayrılmış, vakıf malından mütevellinin zimmetinde akçe
bulunmaması istenmiştir.

Elde edilen faizi masraflar için harcamayıp kendi üzerine geçiren mütevellinin yerine
güvenilir bir kimsenin atanacağı belirtilmiştir. Aynca mütevellinin, n§zınn gözetiminde
harcama yapması istenmiştir.

Kırsal kesimde kayıtlı bulunan camiler ise şunlardır;
(ii) Kızıl Saray Camii: Kızıl Saray Nahiyesi’nde padişah izniyle oluşturulan bu caminin,
Kanuni Dönemi tahririnde marnur olduğu kayıtlıdır.
(iii) Aluç Alanı Camii: Firenk Nahiyesi’nde, Aluç-Alanın’da padişah izniyle oluşturulan bu
caminin marnur olduğu ve hatiplik hizmetine Ali Fakili’in yerine getirdiği, II.Bayezid’ den ve
Kanuni’den heratı olduğu kayıtlıdır.
(iv) Bel-deresi Camii: Bel-deresi Nahiyesi’ndeki bu camii, Zaviye olarak bilinen mevzide
yapılmıştır. Köhne Defterde marnur olduğu kayıtlı olmakla birlikte, Kanuni Dönemi tahririnde
harab olarak kaydedilmiştir.

b. Mescid Vakıflan
(i) Hafız Hasan Mescidi Vakfı:
1. Köhne defterde, bu mescidin Göynük’e bağlı Milas (?) Köyü’nde (144) bulunduğu, vakıf
gelirinin üçte ikisinin İmam Muharrem Fatih, üçte birinin de Müezzin Yusuf veled-i Ali
tasarrufunda olduğu ve ellerinde Fatih Sultan Mehrned’in hükmünün bulunduğu kayıtlıdır.
T.D. Nr.453.
Maliye Nezireti Temettü’at Defteri Kataloğunda, Göynük kazasına bağlı Milyas adlı bir
köye rastlanmaktadır.Yukanda ismi geçen köy, büyük ihtimalle bu köydür. XVI.yy Tapu
Tahrir Defterlerinde ise bağımsız olarak bu köyün ismine rastlanmamıştır.

Kanuni dönemine gelindiğinde söz edilen imam hakkından feragat ettiğinden oğlu
Bilal mutasamf olmuştur. Müezzin Yusuf ise görevine devam etmiştir.

2. Değirmen-özü’nde bulunan, Hacı Dündar tarafından Hafız Hasan Mescidine vakfedilen ve
Haric ez Defter olarak kaydedilen mezra’anın vakıf gelirinin üçte ikisi imanım, üçte
biri de müezzinin tasarrufundadır. Hasıl:90.

(ii) Musaila Mescidi Vakfı:

l.Çaylak Mezra’asında Has içindeki bir çiftlik yer Sungur Bey tarafından Musaila Mescidine
vakfedilmiştir. Kirmasti Defterinde vakfın gelirinin İmam Abdurrahman’ın tasarrufundan oğlu
Seyfullah’ın tasarrufuna geçtiği kayıtlıdır. Köhne Defterde, Mevlana Alaüddin’in mutasamf
olduğu kayıtlıdır. Daha sonra Hacı Piri mutasamf olmuştur, elinde Sultan Selim’den tecdid
beratı vardır. Hane: 1 Bennak: 1 Mücerred: 1 Hasıl:280

2. Nefs-i Bilecik’teki ll dükkan ile seküler yine aynı mescidin vakıflandır ve yıllık geliri 237
akçedir.

3. Musaila Mescidinin kapısında seküler, evyeri ve 5 dükkan yerinin bulunduğu ve yıllık
gelirinin 35 akçe olduğu kayıtlıdır.

c. Padişah Vakıflan
·(i) Sultan Orhan Gazi’nin Nişanıyla Vakfedilen Yerler:
1. Defter-i Çakır’ da, Harmankaya’da “Kulağuz Şeyh”in mutasamf olduğu yerin Osman Bey
T.D.Nr.453.
(146) Haric-ez-Defter hakkında aynntılı bilgi için bkz. Ali Çavuş Kanunnamesi, s.84, 107,
T.D. Nr.453.

tarafından vakıf haline getirildiği kayıtlıdır. Daha sonra Kulağuz Şeyh’in neslinden Nusret ve
Hacı mutasamf olmuşlardır. Sonra da Nusret’in oğlu Abdullah’ın tasarrufuna geçmiştir. Bu
vakıf için Orhan Bey’in, Süleyman Paşa’nın ve Sultan Bayezid’in nişanlan vardır. Gelir ise
hali (boş) kaydedilmiştir.
2. Ahi Sevindik adlı şahsın eskiden beri ailesinin elinde bulunan yerler, Orhan Bey tarafından
vakıf haline getirilmiştir. Ahi Sevindik’in neslinden gelenler, bu vakfın mutasamflan
olmuşlardır. Ancak ellerinde padişah temessüğü olmadığı kayıtlıdır. Hasıl ise 260
akçedir.
3. Yine Harmankaya’da Kara-oğlan adlı şahsın eskiden beri ailesinin elinde bulunan yer,
gemi hizmeti için Orhan Bey tarafından vakfedilmiştir. Sözedilen şahsın evladından Eğnebeğ
oğlu İdris ile Kara-oğlan’ın kardeşinin oğlu Hamza ve Elvan oğlu Mehmed tasarruf etmişlerdir.
Ancak Fatih döneminde vakfın, “tımara emrolunduğu” kayıtlıdır.

(ii) Süleyman Paşa’nın Nişanıyla Yakfeciilen Yerler:
1. Eskibisar Köyü’nde Özbek oğlu Hızır’ın 6 mudluk yeri, Süleyman Paşa’dan vakıftır.
Hızır’dan sonra oğlu Mehmed bu vakıfta mutasamf olmuştur. Mehmed’in ölümünden sonra
kardeşleri İlyas ve Musa mutasamf olmuşlardır. Bu vakfa Süleyman Paşa’nın, Orhan Gazi’nin,
Sultan Mehmed Gazi’nin nişan-ı hümayunlan vardır. Kanuni dönemi tahririnde gallesi 2 mud
olan bir adet değirmen ile toplam gelirin 270 akçe olduğu kayıtlıdır.
T.D. Nr.453.
İdris, Resul ve Musa mutasamf olmuşlar; daha sonra İdris’in oğlu Kasım, Musa’nın
oğullan Ali ve Mustafa tasarrufuna geçmiştir (T.D. Nr.453).
T.D. Nr.453.
T.D. Nr.453.

2. Bölücek Yuva Köyü’nde, İsa Bali’nin bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’dan vakıftır ve Çelebi
Mehmed’in nişan-ı şerifı vardır. Daha sonra Mevlana Muharrem mutasamf olmuştur. Orhan
Gazi’nin, I.Murad’ın ve Yıldırım Bayezid’in “nişan-ı şerifleri” vardır. Kanuni döneminde
Muharrem adlı bir kişi mutasamftır. Yine bu dönemde gallesi 2 mud olan bir aded değirmen
kayıtlıdır. Elde edilen gelir ise 450 akçedir.

3. Za’franlu Mezraasın’da Yakub oğlu Şaban’ın yeri yine Süleyman Paşa’dan vakıftır.
I.Murad’ dan da nişan-ı şerif verilmiştir. Bu vakfa; Şaban’ın oğlu ve kardeşleri mutasamf
olmuşlardır. Vakfın gelirinin köpri yararına ayrıldığı kayıtlıdır. Bu köprü, Göynük Suyu
üzerindeki lafranlık Köprüsüdür. Gelir 150 akçe kaydedilmiştir.

4. Kavak Köyü’nde (ı52) Seğid yeri Süleyman Paşa’dan vakıftır. Seğid’in oğulları mutasamf
olmuşlardır. Gelir ı20 akçedir.

5. Süleyman Paşa’dan vakıf olan bir başka yer de Çirkin Boğaz’daki Halil Şeyh’in bir çiftlik
yeridir. Bu vakfın mutasarrıfları ise Halil Şeyh’in evlatlarıdır. Ayrıca yine bu vakfın gelirleri
arasında bir harap ve bir marnur olmak üzere iki değirmen kayıtlıdır. Galle ı mud, hasıl ise 243
akçedir.

6. Beğüler Mezra’asında Bağdad Şeyh’in bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’dan vakıftır. Şeyh’in
neslinden gelenler mutasamfdır. Hasıl, ı 60 akçe kaydedilmiştir.

7. Kavak’da Ömer Şeyh’in bir çiftlik yeri Süleyman Paşadan vakıftır. Şeyh’in oğulları
mutasamf olmuşlardır. Gelir ise 170 akçe kaydedilmiştir.

8 .. Falanos’da Kandemiş oğlu İzzeddin Şeyh’in, Süleyman Paşa’nın nişanıyla bir çiftlik vakıf
(ı52) Tahrir defterlerinde Kavak divanıkaryesi olarak da geçmektedir.

ı6. Göllü-Viran’daki mezra’a’da bulunan Nusret Şeyh’in bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’nın
nişanıyla vakıf haline getirilmiştir. Kanuni dönemi tahririnde, 3 hane ve ı 6 ı akçelik gelir
kaydedilmiştir.
Koz-Alanı Köyü’nde Turhan Şeyh’in bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’nın nişanıyla
vakfedilmiştir. Turhan Şeyh’in oğlu Dündar’ın tasarrufunda olan bu vakıf daha sonra onun
oğullan olan Cemal ile Lütfullah’ın tasarrufuna geçmiştir: Cemal öldükten sonra LütfuBalı
Fakili tek başına mutasamf olmuştur. Cemal’in hissesi ise oğulları Seydi ve Pir Ahmed’ e
sadaka olunmuştur. Sultan Selim döneminde düzenlenen tahrirde Muhiddin adlı bir şahsın
mutasamf olduğu kayıtlıdır. Ayrıca hane 5, hasıl ise 350 akçedir.

ıs. Bir çiftlik yer olan Satı Mezra’ası, Süleyman Paşa nişanıyla vakfedilmiştir. Şadıman
adlı bir kişinin tasarrufunda iken oğlunun tasarrufuna geçtiği; daha sonra ise Hızır, Resul,
Mürvet ve Veli’nin ölmesi, Ömer’inde feragat etmesiyle Bali bin Hızır’a sadaka olunduğu
kayıtlıdır. Sultan II.Bayezid’in ve Sultan Selim’in heratları vardır. Gelir, 260 akçedir.

ı9. Esredik Köyü’nde Danişmendoğlu Hoca Fakili’in bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’nın
nişanıyla vakıfhaline getirilmiştir. Vakıf, Hoca Fakili’in kardeşiNebi’nin tasarufunda iken Nebi
ölünce oğlu Ali mutasamf olmuştur. Ancak Ali de ölünce vakıf, boş olarak kaydedilmiş, daha
sonra Sultan Selim’in nişanıyla Seyid Cafer’e sadaka olunmuştur.

20. Bayındır Köyü’nde bir çiftlik yer Süleyman Paşa’nın nişanıyla vakıf haline getirilmiştir.
Vakıf Ümid oğlu Yusufun tasarrufunda iken daha sonra oğullannın tasarrufuna geçmiştir.
Sultan Selim döneminde düzenlenen tahrirde gelir ı 1 O akçe kayıtlıdır.

21. Diğer Satı Mezra’ası, Süleyman Paşa’nın nişanıyla vakfedilmiştir. Ali Fakih ve Musa
Şeyh’in tasarrufunda bulunan vakıf, daha sonra Ali Fakih’in oğlu İbrahim ve kardeşi Murad’ın
tasarrufuna geçmiştir, iki çiftlik yerdir. İbrahim’den sonra onun oğlu Davud ve kardeşi Aziz ve
amcalan Murad oğlu Polad’ın oğlu Ali’ye sadaka olunmuştur. Aziz ölünce, hissesi boş

kalmış ve kardeşi Davud’a sadaka olunmuştur. Hane 3, Bennak 2, Mücerred 3, hasıl 225 akçe
kaydedilmiştir.

22. Demürlü-Kilise Mezra’ası, Süleyman Paşa’nın nişanıyla vakıf olmuştur. Arab Şeyh’den
sonra vakıf, oğlu Musa’nın tasarrufuna geçmiştir ve bu şekilde devam etmiştir. Sultan Selim’in
nişanın da kayıtlı bulunduğu tahrirde aynca, ı aded değirmen kaydedilmiştir. Gelir ise 3 ı O
akçe gösterilmiştir.

23. Embanus Köyü’nde Kara-başlulann bir çiftlik yeri Süleyman Paşa’nın ve Orhan Bey’in
nişanlarıyla vakıf haline getirilmiştir. Kanuni döneminde düzenlenen tahrirde 5 hane ve 400
akçelik bir gelir kaydedilmiştir.

24. Embanus’da Daz Ömeroğlu Timurtaş’ın üç mudluk yeri, Süleyman Paşa beratıyla
vakfedilmiştir. Defter-i Çakır’da burası ı omudolarak kaydedilmiştir. Kanuni’den tecdid heratı
bulunan vakıf 3 hane ve geliri 250 akçe olarak kaydedilmiştir.

25. Kuruca-Gölcük Mezra’ası da yine Süleyman Paşa ve Murad Gazi nişanlarıyla vakıf
olmuştur. Vakfa mutasamf olanlar, ağaç aşılama hizmetini yerine getirmişlerdir(ı53). Gelir,
ı 80 akçe kaydedilmiştir.

26. Gölözünde Ahi Ali’nin tasarrufunda bulunan yer de Süleyman Paşa’nın nişanıyla vakıf
haline getirilmiştir. Bu vakfa Ahi Ali’nin eviadları mutasamf olmuşlardır.
Aynca burada ı aded değirmen kaydedilmiştir. Gelir ise 300 akçedir.

27. Göynük’e bağlı Ödemiş Köyü’nde,imamlık .hizmeti için, Süleyman Paşa’nın izniyle bir
çiftlik yer vakfedilmiştir. İmam Mehmed Fakih, vakfıyet üzere mutasarrıf olmuştur.
Bunlara vakıftan vergi muafiyeti tanınmıştır.

I.Mehmed’in Göynük kadısına, “kadimden vakıf ise mukarrer idesiz” şeklinde emri olmuş ve
Kanuni dönemine kadar vakıf olarak gelmiştir. 4 hane ile ı ı O akçelik gelir kayıtlıdır.

28. Göynük’e bağlı Eşek-gerisi’ndeki Güneyce’de, Hamza Şeyh’in tasarrufundaki ı,5 mudluk
yer, Süleyman Paşa’nın nişanıyla vakfedilmiş ve Şeyh’in neslinden gelenler mutasamf
olmuşlardır. Has ıl, ı 60 akçe olarak kaydedilmiştir.

29. Göynük’e bağlı Falanos’da, Kızıl-yer olarak bilinen mezra’a, Süleyman Paşa’nın
nişanıyla vakfedilmiştir. İsa veled-i Salih’in, mutasamf olduğu bu yer baric-ez-defter olarak
kaydedilmiş ve elinde vakıf için temessük’i olmadığı belirtilmiştir. Kanuni döneminde
düzenlenen tahrirde Mahmud ve Umur adlı kişilerin mutasamf olduğu ancak bunların da
temessük’ü olmadığı kayıtlıdır.

30. Tonşa Köyü’nde bir çiftlik yer, Abdülrezzak olarak bilinen Abdal Şeyh’e, Süleyman Paşa
nişanıyla vakfedilmiştir. Defter-i Çakır’da, Tevekkül, Hasan Şeyh ve Durak adlı kişilerin
mutasamf olduğu kayıtlıdır.Sultan Selim döneminde düzenlenen tahrirde, Şah-kulı, Kutbeddin,
Çalapverdi, Şirin Seydi adlı kişilerin mutasamf olduğu kayıtlıdır. Hane 6, gelir ise 280 akçe
gösterilmiştir.
(iii) Bayezid Hüdavendigar’ın Nişanıyla Vakfedilen Yerler
Esrebesre Mezra’asında, Bayezid Hüdavendigar nişanıyla, Emiroğlu Mehmecli’nin bir
çiftlik vakıf yeri olduğu kayıtlıdır. Mehmecli öldükten sonra vakfa oğlu Ali Paşa Murad
Hüdavendigar’ın n.i şanıyla mutasamf olmuştur. Daha sonra Ali Paşa’nın oğlu İsa ve Halil
oğlu Yusuf vakfıyet üzere mutasamf olmuşlardır. Bunlardan sonra da Musa, Mahmud ve
Muharrem adlı kişiler Sultan Selim’in nişanı hümayunlanyla mutasamf olmuşlardır. Hane ı,
gelir de 330 akçe olarak kaydedilmiştir.
T.D. Nr. 453.

(iv) Çelebi I.Mehmed Vakfı:
Kızıl Saray Köyü’nde Mecnun Saltuk Şeyh yeri, Mevlana İshak Fakili tasarrufunda vakıf
çitfliği iken Çelebi Mehmed tarafından nişan verilmiştir. Bundan sonra İshak Fakih eviadı
mutasamf olmuşlardır. Gelir 160 akçe kaydedilmiştir.
(v) Sultan II.Murad’ın Vakıflan:
ı. Göynük’de Büyük Danişmend oğlu İbrahim’in satın alınmış yerleri II.Murad’ın nişanıyla
vakıfhaline getirilmiştir. Kanuni dönemi tahririnde bu vakıfda 1 hane, 1 bennak, 2 mücerred ve
200 akçelik bir gelir kaydedilmiştir.

2. Şeyh Enücek’e vakf olunan yeri II.Murad nişanıyla Saluroğlu Ma’ruf tasarruf etmiştir.
Daha sonra Ma’ruf oğlu Ahmed, Sultan Selimin nişanıyla mutasamf olmuştur. Hasıl, 120 akçe
kaydedilmiştir.

3. Göynük’e bağlı bulunan Saraç Mahmud vakfının nesli son bulduğundan Sultan Murad
nişanıyla Ahi Hacıoğlu, Ahi Paşa tasarruf etmeye başlamıştır. Daha sonra Sultan Selim
nişanıyla Haydar Baba· ve Hacı Piri adlı kişiler mutasamf olmuşlardır. Kanuni dönemi
tahririnde 4 hane kayıtlı iken II. Selim döneminde bu sayı l’e düşmüştür. Gelir ise 270 akçeden
400 akçeye çıkmıştır.

4. Sultan Murad Gazi Beğ-kavağı mezra’asını bir değirmen ile birlikte Timurtaşoğlu Oruç
Beğ Çelebi’ye temlik etmiştir. Oruç Çelebi ise burayı vakfetmiştir. Oğullan Sinan Çelebi ve
Mehmed Çelebi “vakf-ı ebnalık” üzere mutasarrıf olmuşlardır. Bu şahıslar öldükten sonra
Sinan Çelebi’nin eviadı kalmadığından, Mehmed Çelebi’nin. oğullanndan Haydar Bey ile
Mustafa Bey Sultan Selim’in nişanıyla mutasamf olmuşlardır. Burada bir hisse harab
T.D. Nr. 453.değirmen kayıtlıdır. Gelir ise 180 akçe kaydedilmiştir.

d. Diğer Vakıflar
(i). Kervansaray Vakfı: Ferahşad, Nasuh, Ali ve Ramazan adlı kişiler, icazetname olarak,
Bel-deresi nahiyesinde, caminin yanında bir kervansaray inşa etmişlerdir. Kervansaray inşası
için Belderesi nahiyesi seçildiğine göre burası ana yolun geçtiği, yolcuların uğradığı bir yerdi.

(ii). İki Pare Yer: Değirmen-Özü’ndeki, Timurhan-oğlu Mezra’asında bulunan, tahminen bir
mudluk olan iki pare mülk yerini Süleyman veled-i Hacı Musa adlı kişi, her yıl kendi ruhu için
bir hatim indirmek üzere Hamza Fakih’e vakfetmiştir. Hamza Fakih öldükten sonra ise
ulemadan güvenilir bir kişinin mutasamf olmasını istemiştir.

(iii). Bir Bahçe: Mehmed kızı Isfahanşah Hatun,hayatta iken, kardeşleri Umur ve İsa’ya
Değirmen-Özü’ndeki bir mülk bahçesini vakfetmiştir.
Görüldüğü gibi gerek kentte gerekse kırsal kesimde çok sayıda vakıf kayıtlı
bulunmaktadır. Bunlar arasında Eski-Hisar Karyesi, Görenç Karyesi ve Hacılar Karyesi gibi
bütün bir köy geliriyle birlikte vakıf olarak kaydedildiği gibi çok sayıda mezra’a, değirmen,
çiftlik de vakıf gelirleri arasında yer alıyordu. Ayrıca bazen farklı köylerde bulunan çiftlik ve
mezra’alar aynı mescidin ya da caminin vakıf gelirini oluşturabiliyordu. Bunun yanısıra,
herşeyiyle vakfedilen bir köy iki veya daha çok hisseye ayrılarak farklı kişilerin tasarrufuna
verilebiliyordu. Buradan elde edilen gelir ise v.lkıfın, vakfıyesinde belirlediği koşullara uygun
olarak gerekli yerlere dağıtılıyordu. Elde edilen gelirden nerelere ne kadar ayrılacağı v.lkıfın
isteğine göre belirleniyordu. Bu önceden, inceden ineeye hesaplanıyordu.
Ayrıca tahrir defterlerinde Göynüklü hanımların çok sayıda vakıf kayıtlan
bulunmaktadır. Göynük’de dükkan ve kervansaray vakıflarına da rastlanmaktadır. Sosyal
amaçlar güdülerek yapılan bu türlü yapılar beledi hizmetleri yerine getinnesi açısından da
büyük öneme sahipti.
Diğer taraftan, kentte ve özellikle kırsal kesimde zaviye vakfına rastlanmayışı dikkat
çekicidir. XIII.yy’dan itibaren Anadolu’ya göçen şeyh ve dervişler, özellikle kırsal kesimleri, boş
ve tenha yerleri tercih ediyorlar; buralara yerleşerek zaviyeler açıyorlardı. Bu yolla bölgeyi
kolonize ederek hem bölgenin İskanını hem de islamiaşmasını sağlıyorlardı. Göynük’de böyle
bir yapılanmanın olmayışı, buraya Türk ve müslüman nüfusun iskanının ancak Osmanlılarla
birlikte başlamasından kaynaklanmaktadır. Nitekim İbn-i Batuta da Göynük’ün “Rum küffan
ile dolu bir yer olduğunu” yazmaktadır. Bununla birlikte ilk Osmanlı hükümdarlannın
Göynük’de özellikle de kırsal kesimde çok sayıda vakıf nişanı venneleri bölgenin kısa sürede
Türkleşmesini ve islamiaşmasını sağlamıştır. Beylikler döneminden kalma bazı vakıflara
rastlanmakla birlikte bölgenin asıl nüfuslanması Osman Bey özellikle de Süleyman Paşa
zamanında olmuştur. Süleyman Paşa’nın Ahi ve şeyhlere çok sayıda vakıf nişanı verdiğini
görüyoruz. Gerçi bu şeyh ve dervişler adına kurulmuş zaviyelere rastlayamıyoruz; ancak
bulunduklan, tutageldikleri veya kendilerinin açtıklan yerlerin vakıf hatta bazen de mülk
haline getirilmesi, bunlann kolonizasyonu desteklemiş olabileceğini akla getirmektedir.

Kaynak : 16 YY Osmanlı Tahrir Defterleri Sema TOPRAKEŞENLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.